3 Kasım 2012

Müjde! Demokrasi geliyor ABD’ye!


(agos, derkenar, oniki ekim ikibinoniki)

Lokal ve organik bir kahveci bağırıyor: “Matt!”. ‘Matt’ benim, kahveciler ve müşterilerin ismini ortalığa haykırmadan iş yapamayan (ve aklımıza Althusser’i getirip duran) diğer tüm –cılar ve –ciler beni öyle biliyor. Kahvemi alıp dışarı çıkıyorum. Birkaç üniversite öğrencisi bağırıyor “Merhaba, bugün nasılsınız?” Herkesin açılışı böyle ama ben bu kalıba alışamıyorum, “bilmem, dün nasıldım ki?” diyemeden, “seçimler için kayıt yaptırdınız mı?” diyorlar. “Oy kullanmıyorum”. Beni önce affediyorlar “Olsun” diye, sonra teselli ediyorlar “size yine de iyi günler.” ‘Dünyanın en eski, en büyük demokrasi’sine kendi katkımı yapamadığım için, en azından bugün üzülmeyebilirim, affedildim.

Bir Ufak Anadolu Yolculuğu


(agos, derkenar, otuzbir ağustos ikibinoniki)

Zonguldak’ı seviniz. Denizi, dağı, balığı, sıkışmışlığı, Fener’i, fenere erişen dalgasını, İstasyon mahallesi’ni, Kurum’u ve kurumu, isini, nemini, yokuşlarını, dar sokaklarını, kalabalık çarşısını, “Atarlı mahallenin giderli çocukları” yazan duvarlarını, aşağısını ve yukarısını, ama daha çok aşağısını, madenlerini, madencilerini, The Wall’dan fırlamış Zonguldakspor amblemini, Meçhul Madenci Anıtı’nı, seviniz. Sonra Eskişehir otobüsüne binip gidebilirsiniz.

30 Temmuz 2012

Şeylerin Düzeni: Viva España!

(agos, derkenar, yedi temmuz ikibinoniki)

İki sene önce bu zamanlarda, İspanyol futbolcuların fotoğrafları, ‘Viva España’ sloganları, onlara hafif ayar veren “tamam Viva España ama, biraz da Visca Catalunya değil mi?” laflarıyla doluydu her yer. İspanya 2010 Dünya Kupası’nı kazanmış, finalde yendiği Hollanda’nın efsanesi Johann Cruyff “Ben Hollanda bayrağını değil, Hollanda futbolunu tutuyorum, onu da İspanya oynuyor” demişti. Cruyff’un tohumlarını 90’ların başında Barcelona’da attığı, bol pasa ve çok paylaşıma dayanan ‘total futbol’una çağ atlatan Guardiola Barcelona’sına dayanan İspanya, 2008’de de Avrupa Şampiyonu olmuştu ve tüm dünyada ‘iyilerin kazandığı’na dair yaygın bir kabul vardı. Söz meclisten dışarı, futbolla öyle pek alakası olmayan kimseler bile “güzel oyun” oynayan bu yakışıklı güruhu profil fotoğraflarına yakıştırmakta hiç zorlanmamıştı.

Yüksek Lisans, Yüksek Sömürü?


(agos, derkenar, yirmiiki haziran ikibinoniki)

 “Yüksek lisans öğrencileri köle emeği olarak kullanılıyor”. Geçtiğimiz günlerde bu başlıkla İngiliz gazetelerinde kendine yer bulan bir araştırma, bizi Türkiye’deki üniversitelerindeki durumu sorgulamaya itti. Özel üniversitelerin mantar gibi çoğaldığı, piyasa koşullarının git gide daha belirleyici olduğu, YÖK’ün kontrol mekanizmalarının etkisinin ise her zamanki gibi devam ettiği günümüzde, asistan olarak çalışan yüksek lisans öğrencilerinin durumunu farklı okullardan öğrencilerle konuştuk. 

3 Mayıs 2012

The Legend of Korra, son umut bükücü



(agos, derkenar, yirmiyedi nisan ikibinoniki)

“Keşişler umudun sadece dikkat dağıtıcı bir şey olduğunu söylerlerdi.” Eşitlik, özgürlük, ezilenlerin hakları için uğraşan siyasetçilerin dilinde “umut” kelimesini her duyduğumda, her içi umut dolu yalan (“Bu topraklarda hiçbir kötülük yapanın yanına kalmamıştır”dan başlayın, “Zafer direnen emekçilerin olacak”a gelene kadar birçok başka slogan geçeceksiniz)  meydanlarda haykırıldığında aklıma gelen bu sözler, bir çizgifilmden. Yaşayan son ‘uçan-bizon’u, en iyi arkadaşını, 100 yıllık geçmişinden ona kalan son şeyi kaybeden, son hava-bükücü Avatar Aang, kendisine hâlâ umut olduğunu, her şeyin iyiye gideceğini söyleyen arkadaşlarına böyle diyordu. 

11 Nisan 2012

Concerning this a man once said: Why such reluctance? If you only followed the parables you yourselves would become parables and with that rid of all your daily cares.
Another said: I bet that is also a parable.
The first said: You have won.
The second said: But unfortunately only in parable.
The first said: No, in reality: in parable you have lost.

10 Nisan 2012

Türk Pasaportu/Musevi Müzesi



(agos, derkenar, otuz mart ikibinoniki)
Karaköy’de dar, karanlık bir çıkmaz sokak, Perçemli. Sokağın ucunda eski bir sinagog, Zulfaris. Kendi cehaletimden, muhakkak, daha önce duymadığım, ama saklanmışlığının da payı olsa gerek, kendisini de pek duyurmayan bir müze, ‘500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’.

26 Mart 2012

Yeni Türk Lirası: Bir Ermeni Hatırası


(agos, derkenar, onaltı mart ikibinoniki)

“…nakledilen ahalinin alâka-ı mülkiyet ve tasarrufu kalmamasını temîn…”*

Baştan söyleyeyim, bu bir komplo teorisi yazısı değil. Bu konuyla ilgili benzerlerini okuduğunuz varsayımlar, “böyleyken böyle olmuş”lar, “bak bak kesin şöyle”ler bu yazıda yer almayacak. Ama bu bir komplo yazısı, orası doğrudur. Bu topraklarda yaşanmış en büyük komplonun cüzdanlarımızdaki izini anlatıyor.