4 Haziran 2008

16 haziran'da tuzla'da!

taşeronlaşmaya,
güvenliksiz ve güvencesiz çalışma koşullarına,
iş cinayetlerine,
işçilerin kanıyla yüzen gemilere ve zengin ettikleri armatörlere, tersane sahiplerine
"hayır" demek için.

31 Mayıs 2008

1 haziran'da sokakta


dünya sokakta devrilecek.
blog'daki isimsizler değil, 
sokaktaki isimsizler tarafından.

30 Mayıs 2008

olmayan birini doğurmak, olmayan birini öldürmek...

bir kış gecesi'nin nasıl başladığından bahsetmiştim daha önce, kısaca. henüz bir yaz gecesiydi (http://birkisgecesi.blogspot.com/2007/09/bir-yaz-gecesi.html). başka birinin blog'una yazdığım bir yorum getirmişti beni buraya. bugün aynı kişinin blog'una, yeni bir yorum yazdım. hayatım değişmedi. değiştiyse de, buradan duyurmamın bir manası olmazdı sanıyorum.

yeni bir hayata başlamak için çok garip bir yer burası. çok karanlık ve çok az ses. çok az ışık ve çok fazla ses. evet, çünkü sessizlik çok gürültülü bir şey. kulakları sağır eden, öylesine sağır eden ki artık hiçbir şey duyulmayan bir an, bir durum. evrensel bir olamayış hali. varolmayan bir hal.

varolmayan şövalye, çok karanlık ve çok sessiz.

ne zamandır böyle.

çok karanlık ve çok sessizde, etrafına ışık saçan, 100 wattlık bir ampul. bir bahçeye bakıyor. belki de bir ormana. 

evet, bu satırları yazarken bir ormana bakıyor varolmayan şövalye. ışık saçıyor etrafına. yaklaşıyorlar ona. takip ediyorlar onu. ormandaki tüm böcekler, sinekler ve uçan, koca kanatlı, ismini asla bilmediği ve asla tarif edemeyeceği için de muhtemelen hiçbir zaman öğrenemeyeceği o çirkin yaratıklar.

güzel yaratıklar.

varolmayan yaratıklar.

bir garip olamayış hali bu. birilerinin dilinin ucundalar sanki. tükürülmeyi bekliyorlar, saçılmayı, söylenmeyi. söz olmayı. neydi? verba volant, scripta manent, değil mi? evet işte, uçmak için, uçmaları için söylenmeleri lazım. yoksa kalıyorlar, olamıyorlar. kal mı geliyor yoksa?

varolmayan şövalye, karanlığa ışık tutuyor. varolmayan şövalye, itinayla kal getiriyor. varolmayan şövalye'ye kal geliyor. mütemadiyen.

“penceremin dışında bir savaş başladı, bense yorum pencerelerine yorumlar yazıyorum. ama hiçbir rüya tamir olmuyor....” yazmıştım.

penceremin dışında bir savaş başladı, bense blog pencerelerine tükürüyorum. dilimin ucundakileri. olmak için. ama asla olamıyorum.

varolmayan şövalye bir beceriksizliğin, edememenin, olamamanın manifestosu. ya da senfonisi. iki kelimeyi de çok sevmişimdir. ve bir de üçüncüsü: komünist manifesto senfonisi. küçüklükten bugüne, “aman da aman” diyen herkesin suratın savrulması gereken bir tükürükler silsilesi.

hepimizin beklediği o kişi. ne acı ki, varolmayan birisi.

boomp3.com


12 Mayıs 2008

google search: "nude art"

from morning to night I stayed out of sight
didn't recognise I'd become
no more than alive I'd barely survive
in a word... overrun.


1 mayıs'ta kentsel dönüşmek.

gece.

oyungezer haziran.

tıkırtılar.

okumalar.

krizler.

huzursuzluk.

isimsizler.

tersini giymek.

work in progress...

it's been so long since he spoke
but he can have the words right from my mouth...





boomp3.com

2 Nisan 2008

bir lisan bir insan, bir nisan altıncı oyungezer



oyungezer yeni açan bahar çiçeklerinin arasında yolunu kaybetti, kendini kokulara ve renklere bıraktı, biraz dağıldı. toparlanması uzun sürünce yarına sarktı okuyucularla buluşması. ama ne buluşma! baharın tüm çiçeklerinin kokusunu getirdi sizlere,
assassin's creed'i, sims 3'ü, god of war'u...

sims 3 de yanında de certeau ve baudrillard'ı getirdi. tepe tepe tepin diye.

bir oyun dergisi sizi daha fazla ne kadar şaşırtabilir ki?

19 Mart 2008

yeni kuşlar


boomp3.com

you just have to be sure you're doing the right thing. i mean it's very easy to forget - she's was just sitting there in the pub with her new friends and her new life and her new hair and it might been five years but you'd know just to look at her.

bir kış gecesi'nin yeniden doğumunu müjdelememin üzerinden kimbilir kaç gün geçti, uzun zaman... ve o uzun zaman için ne kadar az kelime döküldü buralarda. şimdi yeni bir doğumu müjdelemeye yüzüm yok aslında, olmamalı. oysa bu bir doğumgünü yazısı.

ben çok küçüktüm. küçükmüşüm. "yeni bir ev" demişler bana, "yeni bir oda, yeni oyuncaklar". hepsinden ikişer tane olacak demişler. "tamam" demişim tabi, başka ne diyebilirmişim ki? desem ne değişirmiş ki?

didn't see her for the rest of the night, but by closing time the beer's kicked in so i go up and speak to her and we end up going for a walk and talking about our new homes, our new jobs, our new friends and our new birds.

masama davet ettim onu. diğerini. diğer odada oturanı. konuştuk karşılıklı. dudaklarını izledim. nasıl öpüştüğünü hatırlamıyordum. belki hiçbir zaman bilemedim, bilmiyorum. "buralarda yenisin" dedi. oysa değildim.

oysa ne kadar garip, buralarda gerçekten de yeniyim. varolmayan varlığımın bu yalnızlığı çok yeni. ne kadar çok şey gitti ben en son buraya geldiğimden beri. kim var kim yok, habersizim. birisi, gitti. yaşıyor mu? yaşadığımdan haberdar mı? yaşıyor muyum?

masama davet ettim onu. diğerini. "ben diğeri değilim" dedi. öyleydi. diğer odada bırakmıştım onu. belki hiç doğmamıştı, bir sancı olarak karnımdaydı. bilmiyorum.

but you have to remember there's this other kiss. and she's sitting at home, wondering where you are and what you're doing. and you work hard on this kiss and you know it inside out, it's as much yours as it is hers, and it took a long time to get right, it took months of practice and months of embarassment but now you've got it perfected and you've been looking forward to that kiss all week.

ona dokundum. rastgele değil. dokunabileceğim tek noktasına, onu tamamiyle sarsacağını bildiğim, onu kendinden geçirecek ve belki de o anda yok edecek tek noktaya dokunduğumu bilerek dokundum. hiçbir şey olmadı ona, hiç ses çıkartmadı. o lanet varlığı ve boktan sarsılmazlığıyla öylece kaldı. sarsılan ben oldum. sonsuz bir titreme aldı vücudumu, ben olmaktan çıktım, başka bir şey oldum. "sen oldun" dedi bana. "hayır" dedim, "yanılıyorsun, olmadım." olmuştum. ben olmuştum.

"kaç yaşındasın?" diye sordu birkaç bin kalp atışından sonra.
bilmiyordum. "sen?" dedim.

yirmi iki, dedi.

biliyordum.
dudağı dudağımdaydı. öpmedim. elleri ellerimdeydi. tutmadım. arkamı döndüm. yürüdüm. doğru olanı yaptığımı biliyordum.


you can see her breath in the air between your faces as you stand in the leaves and she just asks you straight out if you want to come and stay at her flat. but you make sure you get separate taxis and you go home and there might be a slight regret and maybe you'll wonder what you missed but you have to remember the kiss that you worked so hard on - and you'll know you've done the right thing.

3 Mart 2008

mart kapıdan baktırır, oyungezer aktarır


bu ay dergi hakkındaki en kötü şey, bu yazının başlığı. oyungezer yoluna devam ediyor. anlam arayışları 2007'de geziniyor, yas tutuyor, dünyayı değiştirmeye çalışıyor, ama nasıl yapacağını bilmiyor. kırmızı alarm üçüncü kez çalıyor, mirror's edge galakside ve balkanlar'da (belki aynı zamanda ortadoğu'da ve biraz da okyanusya'da) ilk kez (!) oyungezer'e konuk oluyor.

bu arada, bir kış gecesi yeniden geri dönüyor.

15 Şubat 2008

gottes ist der orient



insanın bazen oryantalizmi tutuyor işte böyle, hele ki aynı meridyenler civarında kalınmış olmasına rağmen "orient"e gidildiyse...

güneş doğu'dan doğar, bir kış gecesi de doğu'dan doğuyor. üzerindeki beyaz örtüyü, işte bu kış gecesi'nde atıyor.

bazen isimsiz değildir, bazen bir kış gecesi eğer bir yolcu'dur.