18 Aralık 2007

yabancılaşmanın garip hazzı üzerine-2


2 rakamının kendinden menkul bir kıymeti olmaması çok acayip. "2", özellikle 20.yüzyıl popüler kültürünün etkisiyle, mutlaka bir şeyin devamı olmak zorunda. örneğin 7'nin kendi başına bir varlığı var, ama 2 her zaman 1'iyle mümkün.

kendimi çok garip hissettim son zırvaya gelen yorumları okuyunca. false consciousness teşhisiydi herhalde yorumlar, hazzın olmadığına ilişkin olanlar. elbette yabancılaşmanın hazzı falan olmazdı, olamazdı, yanılsamaydı tüm bunlar. o kadar yanıldığımı fark ettim ki, kendimi marx'ın alienation'ına küfür etmiş gibi hissettim. utandım.

oysa gerçekten bir haz aldığımı sanmıştım. işin garibi, tüm bunların yanılsama olduğunu "bilsem" de, hala haz alıyorum. eylül'ün kaçınılmaz yabancılaşması değil bu, tv'lere, topluma yabancılaşmak, aykırı olmak, eleştirel olmak değil. efrasiyab'ınki de değil o yüzden. ace'inki ne bilmiyorum, belki onunkidir. ama o da haz olamayacağını yazmış, bunu yazarken de, belli ki, haz almış oldukça.

üretim sürecine, üretim araçlarına, ürüne; dolayısıyla, insana, topluma ve doğaya yabancılaşmak da değil, tahmin edileceği üzere. bunun hazlı bir şey olduğunu iddia edecek değilim, her ne kadar bu anlamda bir yabancılaşmanın da sorunlu bir kavram olduğunu düşünsem de...

yabancılaşmadan garip bir haz alıyorum, evet. "yapma" şekillerime yabancılaşmış durumdayım, bırakın yaptıklarımı. etrafımdakilere, sevdiklerime, sevmediklerime; sevme ve sevmeme biçimlerine yabancılaştım, yabancılaşıyorum. beş metrekare etrafımda varlıklarını sürdüren tüm objelere yabancılaşıyorum. insanlara ve hayvanlara, duygulara ve duygu salınımlarına, yazılara ve yazma'ya, işlere ve güçlere, açıklamalara, dava'ya ve davacı'ya, sanığa ve tanığa yabancılaşıyorum.

yazdığım yazı, "kağıt", okuduğum kitap, ve sen, okur, hepiniz o kadar yabancısınız ki.

toplumsal bir yabancılaşma değil bu. "hiçbiriniz beni anlamıyorsunuz" ya da "ben hiçbirinizi anlamıyorum" ya da "anlaşılacak bir şey yok" da değil.

benim yabancılaşmam. kendime yabancılaşmam. kendimi yıkma ve yeniden üretme sürecinde, bana ait olan her şeyin aidiyetlerini soru işaretlerinin insafına bırakan bir yabancılaşma bu.
aynı şarkılar etrafında, şarkıları sahiplendikçe, şarkıları tanıdıkça, kendisine yabancılaşan bir adamın aldığı
garip bir haz.
şüphesiz ki, bir yanılsama.
yabancılaşmanın
garip hazzı
üzerine-2.
commandos 2.
haz verir.
garip bir haz.
yabancılaştırıcı bir haz.
yabancılaştırmanın garip hazzı üzerine.
1.
yabancılaşmanın garip hazzı üzerine.
2.


38 yorum:

birisi dedi ki...

(sanmaktayım ki...)
ben seni anlamıştım(demek ki)
ama söyleyecek bi şeyim yoktu,
şimdi de yok...
ama biliyorum o hazzı;
böyle sanki bulutların üstüne çıkmış gibi,
ruhun bedeninden ayrılmış gibi bi an,
"oh be dünya varmış, ne sıkıcıymışım ben demek ki..." demiştim ben...
garipliği de bu cümleyi kurdurmasından geliyo sanırım...
eğer doğru anlamışsam, kendine, yukarıdan(daha mükemmele ulaşma arzusuna delalet ediyo) bir yerden bakmaktan kaynaklanan yabancılaşmak derim ben ve bunun, bünyenin savunma mekanizmasının sonucu olarak bir tür terapi olduğunu düşünüyorum...

neyse...
benim talebim var da onun için şey ettim aslında;
süreci tamamladığını ya da ilerlediğini düşünürsen, paylaşırsan sevinirim bulduklarını, yeni durumunu...

bi de ben, kalorifer kokusunu çok seviyorum galiba,tuhaf şey...

Acetaminophen dedi ki...

mm.

rönesans.

eylul dedi ki...

Yukarıda birisi'nin dediği yabancılaşmayı da anlarım ve bana zaman zaman olur ama sanki mehmetinki daha başka:) en başka:)) yok tanımlama çılgınlığına girişmeyeceğim. Sadece kendine yukarıdan bakma hadisesi birisi'nin de dediği gibi biraz bilinçsizce Tanrıyı oynama ihtiyacıyla da ilgili gibi geliyor bana. Ama Mister buendia'nın dediği bence daha başka birşey. Kendine yabancılaşma ama üste çıkıp kendine ve etrafına bakma gibi değil de, daha yere, yerin en dibine inerek yapılanı gibi...??
Bilmem belki de ben yanlış anlıyorum...

Acetaminophen dedi ki...

neden illa bir statü değişimi olmak zorunda? karakter değişimi birşeyin üstüne veya altına çıkılmadan yapılmıyor mu? yeniden doğum denen kavram neden illa ki önceki yaşamın kusurlu olduğu imasıyla gelmek zorunda? sadece yeniden doğum anlamına gelemez mi rönesans?

onlardanbiri dedi ki...

Onlardan biri her an yeni bir mekanın içine doğuyor, yer ediniyor, bzn parlıyor, bzn kayboluyor, ya hükmediyor ya da ayak uyduruyor..
Ve her yeni mekana geçip onlardan diğerine dönüştüğünde, ister istemez ben kimim sorusuna cvp vermek içn geçmişe bakıyor. bir önceki onlardanbirini incelemeye alıyor....yabancılaşıyor... ama daha iyi ya da kötü olduğu için değil.. sadece geçmiş ve şimdiki zaman bağlantısı yapılınca: nasıl ama nasıl aynı bütünlükten bu farklı onlardanbiri çıkabildi? die soruluyor. "şu an bana bu kadar saçma gelirken, o an nasıl bilincinde değildim.." die soran Steve gibi.

bir yandan herşey çok farklı olabilirdi gibi nostaljik bir öykünme diğer yandan olanı da sevebilirimin iddiası.. ve en kötüsü acaba benden çıkabilecek en iyi benmiyim kaygısı.. hani ya ileride geri dönüp bakınca bu anda bi saçmalık görür müyüm sorusu.. ya bilincinde diilsem paranoyası..
ah bilincimin akar akar akar billur tuzları..

birisi dedi ki...

hehe..
yine dağıttık etrafı.

bunun üzerine,"yabancılaşmanın garip hazzı üzerine 3" gelcek gibi geliyo bana:P
ama şövalye içimizden birisine(bana mesela:)) katılıyorsa konu kapanır tabii.

varolmayan şövalye dedi ki...

"orda, o odalarda ya tepeden tırnağa kahramanlar, ya tepeden tırnağa satılmşlar var. bana ise ne oralarda, ne evimde bir metrekarelik yer yok."

varolmayan şövalye dedi ki...

"konfetiler yerde sürünürken kimsesiz olmak zor. o saat geldiğinde, en çok size düşman olabilirim..."

varolmayan şövalye dedi ki...

ve de bu geceye yakışır bir son:

"intihar etmeyeceksek içelim bari..."

eskiden "isimsiz"di, hala da öyle galiba... dedi ki...

"kimsesiz"sin di mi?
"yalnız"sın di mi?
gece yarısı, uykusuz biçimde, yanında olmaya çalışmadı kimse di mi?
bişeycikler demem sana...

şimdi sen devam et, ben üzülücem.

bi üstteki dedi ki...

alınganlığım tutmuş olabilir(gece+şimdi), bilmiyorum...
uykumu alamadım galiba.

ama üzüldüğüm doğru, sen üzgünsün diye.
(ama yani; kimsesiz..konfeti..hay allam ya..)

üstteki ikisi dedi ki...

ha bu arada; "tuz" falan diil şikayet ettiğim, olmayacak da, olamaz, belirtmiştim..
aman karışmasın.

efrasiyab dedi ki...

Aidiyet bir zorunluluktur monşer.

Kimse kendini yıkıp yeniden yapamaz, belki bir restorsyondan bahsedilebilir ancak yeniden asla.

o zaman söyle bakalım,
Karzimatik oyungezer yazarınada yabancılaştın mı _?
düşünsene kimse okumuyor senin yazdılarını, sohbetlerinde anlattıkların herkese anlamsız geliyor. Payşacak bir şeyin kalmadığında hala haz alabiliyorsan,
eğer hala bir hazdan bahsediyorsan, taşıdığın içi dolu bir endişe, gıpta edilesi bir yabancılaşmadır.
vesselam...

varolmayan şövalye dedi ki...

isimsiz değilsin üstteki birkaçı. değildin ve olmayacaksın...

efrasiyab, %100 bir yıkıntı ve yeniden yapım şüphesiz ki imkansız. yabancılaşmanın garip hazzı, boktan bir ızdıraba dönüyor şimdilerde... o da vardı, şimdi bu da var. ikisi de aynı sürecin parçası. oyungezer yazarı ise, zaten hiçbir zaman karizmatik değildi. ya da şimdi karizma yapıyor...

gazoz dedi ki...

mutsuzum

mutsuzken herkese bana yabancı, ben en çok kendime yabancıyım...

sevgiler

birisi dedi ki...

gazoz? ;)

efrasiyab dedi ki...

o kadar pink floyd dinlemeseydin ne yabancılaşmanın hazzını yaşayacaktın nede ızdırabını, dedim ben sana kurtuluş Barış Manço'da diye.
Son 5 gün hocam bütün stresin bitecek, oylamadan çıkacak sonuçtan endişelisin biliyorum ama biz kazanacaz, ülkücü-barış manço'cular kazanacak, o zaman modernizmin sırtımıza yüklediği boktan ızdıraptan kurtulacağız.
dayan şövalye son 5 gün, calvino seni görse mutluluktan ağlardı...:):)

gazoz dedi ki...

öyle işte birisi..

bugün kırmaya çalıştım bu bana yabancı mutsuzluğu bana ait hiperaktiviteyle ama...

sonuçlarından tatmin olmadım...

birisi dedi ki...

sana yabancı görünüyo, sana yakıştıramadım ben de, doğru.

e anlaşıldı...
şimdilik benim hiperaktivitemle idare etçek bu blog :)

hizmetinizdeyim efendim!

gazoz,
masa kurıyım ister misin, he? =)

gazoz dedi ki...

eheheh
utandımm...
(kırmızı değil ama pembe pembe utandım)

masa güzel fikir ama birisi kovmasın memet kentel bizi sonra =)

varolmayan şövalye dedi ki...

oh oh ne güzel... beni de arar mısınız aranıza?

varolmayan şövalye dedi ki...

hayır, "arar mısınız" ne demek bilmiyorum...

gazoz dedi ki...

salak =)

birazıdannın bu kadar yakın olabileceğini düşünmemiştim.. :P

heyecana gerek yok, biz seni anlıyoruz...

ama buna tek başıma karar veremem =)

beklicez birisi gelene kadar memet...

birisi dedi ki...

ya valla inanamıyorum artık ya....
uyumak istemiştim, başaramadım, kalktım, manzaraya bak...

tanrım, sensörlerim var benim! bu ikiliye duyarlı.

evet evet, geldim ben.
plan nedir? =)

gazoz dedi ki...

zuhaaa derim ben buna bu halimle :)

rakı severim,
mezeyle olursa düşer bayılırım,

fasıl da olur "şu gelen atlı mıdıııır yavrum soyun baağdatlııı mıdırrr?" çalarsa...

çok fena coşarım!...

birisi dedi ki...

e ben ortak teklifle gelirsiniz diye düşünmüştüm...

hımm, o zaman şimdi de şövalye'nin siparişlerini alıyoruz...:)

birisi dedi ki...

ya bi de ne güzel sıralamış isteklerini, çocuk gibi...
hayır demek ne mümkün..

evet sayın gazoz,
ben bi gülümsetmek istemiştim bu akşam sizi, ama coşcak kıvama getirdiğime göre, görev başarıylan tamamlanmıştır.
tabii eğer ben getirdiysem, tek başıma...
iyi geceler,
yoğun bi gün beni bekler..

hem bi de yarın perşembe, yarın perşembe, yarın perşembee..
iyi geceler mehmet kentel:)

birisi dedi ki...

ayy... "bugün perşembe" dememe gerek yok di mi?

birisi dedi ki...

malum, 3 kere sölemem gerekiyo bi de...

ya var ya tam da gazoz'a diycektim(şövalyem adına:));
"birazıdannın" nedir?,
"soyun" nedir? diye,
çarpıldım.

varolmayan şövalye dedi ki...

henüz perşembe değil, ama içeriki odada yapılıyor perşembe...

birisi dedi ki...

aaaaaaaaaaaaaaaaa!

biliyosun di mi? şu an, ben, işte..

off!
teşekkür ederim!!!

iyi geceler hepinize,
çalışanlara kolay gelsin çok fazla.

teşekkür ederim mehmet kentel,
tekrar...

birisi dedi ki...

biliyor musun,
şu söylediğin durum, aklımdan çıkıyor çoğunlukla.
o yüzden bu kadar havalara uçtum sen söyleyince birden.

birisi dedi ki...

hani mehmet kentel, hani, hı?(eller belde)

umut verip, sonra arkana bile bakmadın di mi, itiraf et!

ceza olarak, bunu telafi ediceksin.
artık sen mi yazarsın, ne olur, bilmem...

birisi dedi ki...

ne diyorum ben ya..
telafisi yok ki bunun!

şimdi ben yastayım, bi hafta kadar.

lütfen, yalnız kalmak istiyorum:((

gazoz dedi ki...

a-aaa.

burayı da boş bırakmaya gelmiyor...

varolmayan şövalye dedi ki...

ühü... kandırıldım... üzgünüm.

birisi dedi ki...

inanamıyorum!
bugüne kadar yanlış bi kişiye mi güvenmişim ben?
.......
ama senin durumun daha zor tabii, anlıyorum.

hay allah ya..tüh..
benim yapabilicim bi şey var mı?

gazoz dedi ki...

yafet dedi ki biz atışınca burası daha eğlenceli oluyomuşşş...

ben geri geldim gibi de..
haber veriyim dedim =)