6 Ocak 2012

blog'dan sorulan sorulara blog'dan cevaplar

en önce: http://twitter.com/#!/inesistente/status/155197168112779266

biraz sonra: http://bellatrixbegins.blogspot.com/2012/01/ben-anlamyor-politika-anlamyor-humanizm.html

daha sonra:

varolmayan şövalye 6 Ocak 2012 10:55
öyle ya da böyle açık iletişim kanallarımız varken, bana olan sorularını/itirazlarını buradan yöneltmeni garip buluyorum şulecim. cevaplarımı bilahare veririm.

bellatrix 6 Ocak 2012 11:20
bu sadece sana karşı bir yanıt değil ama senin yazdığın bir şeyle tetiklendi, evet. önce sana yanıt vermeye yeltendim, baktım olmuyor (zaten ben de kısa yazamam), yazıya döktüm çünkü dedim ya, direkt seninle de ilgili değil. şimdi tekrar girdim twitter'a, yazının linkini koyarken seni de @'leyeyim diye, ama zaten görmüşsün, sorun çözüldü.

buradan, mailden filan olacak iş değil bu ama benim anlamadığım bir şey var ve bu nedir, bunun altında ne yatar, onu öğrenmek istiyorum. gerçekten istiyorum, sonunda evet haklısın demeyecek olsam bile, gerizekalı diye yaftalanmayı da göze alarak istiyorum.

görüştğümüzde, diyelim mi?


22 Ekim 2011

bir niyet mektubu olarak hayat

(bu yazı ilk olarak agos'un 14 ekim tarihli sayısında, derkenar sayfasında yayınlandı)

Doğum yılın, günün, ayın, yerin, yurdun… Bunlar kolay. Daha zorları var. Aldığın dersler, almadığın dersler. Yurtdışı seyahatleri, sebepleri. Kendini üç cümlede anlat. Kendini beş cümlede anlat. Kendini anlatma, sırala. Neler yaptın? Neler yedin? Arkadaşların kimler (network’ünde kimler var?). Senin hakkında kimler iyi konuşur? Mail adresleri, açık adresleri, ofis numaraları, titrleri. Profesör mü, CEO mu, altı kurtarmaz. Hangi konularda çalıştın? Çocukluktan beri ilgilendiğin şeyler (küçükken çok oyun oynardım) ve çalışmak istediğin şeyler (oyun tarihi çalışmak istiyorum) birbiriyle örtüşüyor mu? Örtüşsün. Bizi kendine inandır. 5 yaşından beri yaptığın her şeyin bu başvuru için anlamlı bir bütün oluşturduğunu söyle bize. Yalan söyle. Merak etme, alışığız. Biz de sana yalan söylüyoruz.


18 Ekim 2011

vestel reklamının karşı-hegemonik potansiyeli üzerine

bu reklam filmi üzerine konuşmaya başlamak bile banal belki. sömürgeci, white men's burden'cı, ırkçı, oryantalist falan filan tüm okumaları yapmak hem çok kolay hem de çok yavan. fakat bugün derste muhabbet edilirken fark ettiğim bir nokta var ki bunun üzerinde durulmasının faydalı olabileceğini düşünüyorum: reklamın karşı-hegemonik potansiyeli.

5 Eylül 2011

fareler oyunda test yayınında



fareleroyunda.com

oyun hakkında kelimeler, oyunlu kelimeler, sözler, şarkılar, videolar, yerini buldu. takipte kalın:

15 Ağustos 2011

kaybetmenin ahlakı üzerine

(bu yazı 2009 ocak'ta oyungezer'de yayınlandı. anlam arayışları yazılarımı, yeni bir proje için tasnif ederken, buraya koymak istedim. gerçek yerini bulana kadar. bir de çağrıya katkı olsun diye, kaybedenlerin de oyunlarını anlatmak istiyoruz çünkü. mice will play, bekleyin.)

21 Temmuz 2011

oyunlarınızı oynayın!

oyunlara, oyunculara, oyunlulara,

bir çağrı için fazla kararsız cümleler içeren bir çağrı bu.

oyunun en çok kararsız bir şey olduğunu düşünen birinden, başkalarına.

video oyun dergilerinde yazmış, en iyisinin, en özelinin kurulmasına ve gelişmesine içerden tanıklık etmiş ama orada hep eksik nefes almış birinden, başkalarına.

beirut, mumford & sons ve arcade fire: bir hyde park eğlencesi




Otobüsten indiğimizde nereye gitmemiz gerektiğini gösteren insanlar vardı, gidilecek yere hareket ederek. İşaretlerin değil, hareketin kendisinin yol gösterdiği bir etkinlik her zaman heyecan verici. Aklımda büyürken izlediğim ve izlerken büyüdüğüm konser videoları var.

19 Haziran 2011

kendimi hatırlama günüm kutlu olsun

beni tanır mısınız? neleri sevdiğimi, nelerden hoşlandığımı bilir misiniz? beni anlatmak için hangi referanslara başvurursunuz mesela?

bu sorulara farklı yerlerden bakıp, farklı zamanlarda, birçok cevap verilebilir, hiçbiri de tam olarak doğru olmaz. benim kendim için vereceğim cevaplar da öyle. ama sanıyorum bu sayfada gördüğünüz üç kitap kapağı, kendim için hazırlayacağım herhangi bir listede kendine herhalükarda yer bulur. asterix en sevdiğim çizgi roman serisidir, foucault en çok etkilendiğim düşünür (I'm not a professional historian, but nobody's perfect), uzun ihsan ise kendi dilimde yazan yazarlar arasında en beğendiğim birkaç isimden biri.